31 Temmuz 2010 Cumartesi

Mahallemiz

    Bugün mahallemiz hayli sıcak ve keyifsizdi. Öncelikle senin buradan geçme ihtimalin (yüzde sıfır nokta bir), sonra hızla koşan çocuğun düşüp ağlaması ve de güneşin inatla evimize girmeye çalışması burayı daha da çekilmez yapıyordu.
    Küçük bir erkek çocuğu plastik kamyonuyla bahçeden kaldırıma kum taşıyordu, o esnada aynı anda iki ayrı yerde yumurta kırılması duyuldu. Biri kumla oynayan çocuğun kamyonunun içinden geldi.
   Karşı binadan yükses sesli geçimsizlikler dökülüyordu sokağımıza. Bakkal, kamyonlu çocuk ve ben bir anda gözlerimizi oraya çevirmiştik.Onlar bizim varlığımızı inkar edip perdelerini kapattılar. Bu durum bir tek bakkal amcayı şüphede bırakıyordu.
  Bizim mahallemiz bir garipti ve bence bu yüzden buradan geçmeyecektin. Her an bir bebek doğabilirdi. Annem istese kapımızdan tekrar girebilirdi. Gökyüzü delinebilir ve gözümüzün tam önüne meteor düşebilirdi, uzun süre park eden bir araç üzerine konan kuştan uçmayı öğrenebilirdi. Olağan şeylerdi. Bunlar hayatın önemli kareleriydi ki ben bunlara şahit olmakla meşguldüm.Sen henüz sokağımızı bilmiyordun.
  Şimdi sokağımızın diğer ucundan bir bisiklet hızla geliyor, kamyonuyla oynayan çocuk kaldırıma doğru yürümekte. Aynı zamanda ikinci yumurtanın nerede kırıldığını çözmek üzereyim. Bakkal amca ve bisiklet, kamyonuyla oynayan çocuğa aynı anda bağırdılar. Biri kaçmasını diğeri kaçmamasını söylüyordu. Çocuk bana baktı, ben çocuğa baktım. O anda kapımız çaldı.
  Gelen üst komşumuzdu, kedimiz onların kata çıkmıştı ve bunu şikayet ediyordu. Üzgün olduğumu söyledim, kedimizi aldım içeri. Bi çay koydum.
  Mahallemize geri döndüm. Bakkal amca kamyonlu çocuğa yumurtayı onun kırdığını söyleyerek kızmaya çalışıyordu, bisiklet çarpmamak için fren yapmıştı. Kamyonuyla oynayan çocuğun kamyonu kumlarla birlikte devrilmiş öylece dururken çocuk koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu, hem bakkal amcadan hem bisikletten. Bir gün ben de küçük olmalıyım dedim içimden. Küçücük olmalıydım. Abim beni gömlek cebinde taşımalıydı.
  Ortalık yeterince kızışmıştı ve ben hala ikinci yumurtayı merak ediyordum. Mahallemizin güneşini bir miktar söndürdüm, akşam olma vakti gelmişti. Biz akşamı okyanuslardan getiriyoruz mahallemize, burada herşey biraz garip. Sen bu yüzden buradan hiç geçmeyecektin..
  Şimdi karşı binadaki camdan aşağı süzülen yumurta sarısını takip ediyorum, pencere mermerinden ayrılıp küçük çocuğun kamyonuyla buluşuyor, ve o esnada küçük çocuk koşarken yere düşüyordu.. Çocuğun canı yanıyordu. Çocuk ağlıyordu. Ama mahallemiz gürültüyü kabul etmeyecek kadar sakin ve sessizdi. Asfalt kırıldı, içinden bir el çıktı, Çocuğun Tazmanya canavarlı gömleğine yapıştı ve içine çekti. Karşı binadan iki kişi, bakkal amca ve ben aynı anda kırılan asfalta bakıyorduk. Bisiklet çoktan gitmişti.
  Biz mahallemizin huzurunu bu şekilde sağlıyoruz. Burada herşey biraz garip ve sen bu yüzden buradan hiç geçmeyeceksin.
   Şimdi fokurdayan çayın sesiyle kalkıyorum yerimden. Bakkal amca yumurtalarını kontrol ediyor şu anda. Karşı binadakiler savaşmayı bırakıp sevişmeye başlıyorlar. Ben seni mahallemize davet ediyorum. Çizgili gömleğin ve mavi pantolonunla. Güneş kısa bir süre önce söndü. Bunlar hayatın önemli kareleri ve ben bunlara şahit olmakla meşgulüm.







Sen henüz sokağımızı hiç bilmiyordun.
Burada herşey bir garipti ve sen bu yüzden buradan hiç geçmeyecektin.

9 Temmuz 2010 Cuma

little boy

Nerde görsem renkli ve çarpık, kentleşmiş dişler 
Aklıma geliyorsun, gülmem geliyor.
Gördüklerimin aksinde dişlerin, bi o kadar beyaz bi o kadar düzgündüler
Gülüyorum, durduramıyorum kendimi