27 Mayıs 2010 Perşembe

Tanrıyla Sohbet

Pardon...
Pardon bakar mısınız?
Dişlerimin arasında mısır koçanı var mı?
  (Dişlerinin arasına mısır koçanı giremez ki.)
Yani
Ne bileyim
Nasıl dişler?
  (Nasıl gibi dişler?)
İnci, incisi gibi
 (Neyin incisi?)
Ya benim gözlerim çok acıyo, sağdaki daha çok...
Babam gitar çalabiliyo mu ya, öyle gördüm sanki?
 (Nerde gördün babanı?)
Ne bileyim işe gidiyodu.
 (İşe giderken gitar mı çalıyodu?)
Çalmıyo muydu?
Ya bi el çırp, parmaklarını şıklat bişey yapta geçsin sağ gözüm
N'olur ya.
 (Onun daha zamanı var.)
Saat kaç?
 (Güneşli)
Nasıl güneşli?
 (Saat işte)
Ne çabuk sabah oldu ya. Şey yapayım o zaman ben...
 (Ney?)
Yeşil gömleğimi kotla giyeyim
 (Yakışmıyo. Uyumaya devam et sen.)
Etek giyeyim?
...
Şu parantezlerden çıksana artık?
 (Herkes görür.)
Görünmez misin sen?
 (Görünmem.)
Adını biz koyduk senin, bütün dünya karar verdik.
 (Annem koymuş.)
Annen biziz.
...
Bizim balkondan Bahreyn görünmüyo. Sen görebiliyo musun?
 (Ben herşeyi bilirim.)
O zaman bana bi kahve yapsan ya.

Rüya

Dönüyor başım
Güçsüzüm
Ayaklarıma söz geçiremeyecek kadar, kendi kendimi öldüremeyecek kadar
Herkes kadar...
Bu beni yürümekten alıkoyar mı? Sanmıyorum.
İçmeden sarhoş olmak neymiş anlıyorum.

Beynime bir plak takıyorum, şişmiş gözlerimin rengi yeşile dönüyor.
İğneyi yavaşça bırakıyorum şakağıma
Başım döndükçe şarkı çalıyor,
Şarkı çalıyor, başım dönüyor... Döndükçe yerden yükseliyoruz
Korkuyoruz.

İlk kez uçuyoruz !
Gökyüzüne uçuyoruz !
Tüm dünya birlikte uçuyoruz !
Beni dünyada unutup öyle uçuyoruz !

Deliler hastanesinden kaçmış gibiyiz, ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Uçmayı bilmeyen, uçan balonlar gibiyiz buradan bakınca
Hem uzaklaşıp hem de bana el sallıyoruz.
Ellerimiz kırılıyor, yere düşüyorlar
Düşen ellerimizi topluyorum
Yüzümüzden düşen bin parça, onları da topluyorum.
Ölmeyi isteyecek kadar amaçsızız şimdi...

Üzülüyoruz
Çünkü yüzümüz ve ellerimiz yok
Hepsini ben topladım, kumdan kalem yaptım onlarla.
Sağ avucumdaki siyah noktayı da kalemin muhafızı yaptım
Sonra da zindana attım beni.
Artık görüşemeyiz, insanlık.

Güneş batıyor
Işıklar kapalıyken daha bir soğuk dünya,
Ölü sessizliğinde gözkapaklarım. titriyorum
Artık görüşemeyiz, insanlık.

Bizi düşlüyorum
Şimdi dünyadan kaymış yıldızlar kadar uzaktayız, parlıyoruz
Kuş kanadından pelerinizmiz var, bu yüzden üşümüyoruz.
Hiç birşey bilmiyorum
Bileceğimi de sanmıyorum
Bilmek de istemiyorum zaten.
Sonra nedense gözlerimi açmak geliyor aklıma.











Şimdi uyandım
Yatağımdan kalktım
Zindan filan yok, kalem çoktan kırılmış.
Kahvemin tadı ilk kez viskiyi andırıyor,
Sanırım halisünasyon içiyorum.


9 Mayıs 2010 Pazar

11:44 / 9mayıs2010pazar

Şimdi elimde milyonlarca kırık cümlelerim var bebeğim.
Zaman aşımına uğramış
Yaklaşık üç yıl kadar geç kalınmış
Sonu bir türlü hayat bulmayan cümleler...

Sana hep özlemle koşsam
Pişmanlık denen uçurumdan uçurtmalar düşürüyorum.
Rüyalar acıyla ters orantılı bebeğim
Ekseninden kaymış rüyalar.

Yörüngesini kaybetmiş yıldızım
Geride bıraktıkların solunumunu tamamlayamıyor.
Alınan her nefes dünyaya bahşedilen bir damla gözyaşı...
Geceler çok sessiz bebeğim,
Geceler bin damla gözyaşı...

Erken kaymış yıldızım
Pusulamı bulamıyorum
Ellerin olmadan yürüyemiyorum...
Sesini bile unuttum
İnanabiliyor musun?
Sesini unuttum bebeğim...
Nasıl olur!
Nasıl olur...

Sana getirebilecek çiçeğim yok bebeğim
Henüz söyleyemedim kendime
Henüz haberim yok...

Hatırlasana
En sevdiğin vazonu kırmıştım
Kızmıştın.
Topuklu ayakkabılarınla evde dolaşmayı çok severdim
Kızmıştın.
Özür dilerim bebeğim
Kokunu bulamadığım için,
Özür dilerim.

Gözlerim kapalı
Anne,
Sarıldığım herşeysin...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

1- Üşümek

İki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümle yürüyordu öylece.
Gece her zamanki gibi soğuk
Ve boştu

Üşüyordu.

Bir bardan içeri attı kendini.

2- Hatırlamak

iki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümüyle oturuyordu öylece.

Masanın üzerinde neyle karıştırdığını bile unuttuğu bir vodka,
Hiç çalmayan bir telefon,
Kimliğini kaybetmiş bir cüzdan
Ve takside unutulmuş bir çanta.

Yağmur yağıyor olmalıydı şu günlerde.
Kendinden bir parça verdiği şehir
Birazdan eski çağlardan kalma şovalyeler tarafından kuşatılacak olmalıydı.
Henüz bilemiyordu.
Yaklaşık on dakikadır uzaklaşmıştı İstanbuldan bu izbe yere girerek

Hiç çalmayan telefonu eline aldı
Bir numara çevirdi.

Şimdi en sevdiği şarkı çalarken
Kapattığı gözleriyle seyrek saçlı bir adam çizdi karşısındaki duvara
Adam güldü

3 - unutmak

İki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümüyle oturuyordu öylece

Seyrek saçlı genç adam açtı telefonu
Sadece dinledi
Hiç birşey söylemedi
Sonrasında da söylemeyecekti.

''Aptal herif !
Sen olmazsan üşürüm bilmiyor musun?
Sen olmazsan çok üşürüm''

Telefonu kapattı
Şalı omuzlarından düştü
Votkasını yudumladı
Masanın üzerinde ne varsa masanın üzerinde bıraktı (unuttu)
Sarhoş kalabalığı sıyırdı ve çıktı bardan.

Bir yudum vodkayla başarısız bir ameliyat geçirdi
Bir yudum vodkayla kalbini dilimledi.
Adam öldü.

İki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümle yürüyordu öylece.