13 Şubat 2012 Pazartesi

ben bir şey biliyorum, bilinen şeyler gibi.







Aramamı bekler, bekler fakat
Bulamam hiç bir yerde hiç bir
Gökte
Galiba saklanıyor, sakladığı şeyler gibi
Bulamam, ararım bıkmadan
Yorulurum sıkılmam,
Yorulurum sıkılmam
Ararım
Bekler sıkılmaz
Hiç sıkılmadan bekler
Bulunmak istemez
Bulamam
Galiba saklanıyor, sakladığı şeyler gibi
İnatçı ve küçük bir
Çocuk gibi, tıpkı anlattığım gibi.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Deli Bir Kadın Hikayesi

Sakın bana ismimi sormayın
Sakın gözlerimin tam içine bakmayın
Yanımdan geçerken bana dokunmayın.
Varsayın ki burada değil, oradayım.
Oraya siz gelemezsiniz.
Köprüleri yıktılar, gemileri yaktılar, yollar kayboldu.
Ben başkayım.
Ben uçurumlar kadar tehlikeli
Dereler kadar tekinsiz
Rüzgarlar kadar esriğim.



* Mine Söğüt kitapları candır. 
   Şiddetli bir tavsiyedir
   

1 Kasım 2011 Salı

Gerek Yok

uyumak hiç bir işe yaramıyor,
artık şarap bile gelmiyor içimden.
' ben yazmazsam herşeyi unuturum' sanıyorum
rüyalarımda bedenler oluyor hep yüzler olmuyor.
annemin yüzünü yazamam, ağlayasım geliyor.

Üzme beni saçlarım dökülüyor ve ben daha çirkin oluyorum.
gerek yok bunlara..hem..

sana mektup yazmaya başlıyorum
başlamasına başlıyorum da hep yarım kalıyor
ben kendimi ifade etmekte zorlanmasam da 
ben kendimi ifade etmekten sıkılıyorum.
sıkılıyorum ben.
uyuyorum o zamanda uyanmak istemiyorum
sen bilmezsin ben her gece rüyamda annemi görüyorum.
yüzünü saklıyor benden
annem utangaç bir kadındır, sen bilmezsin...

yorma beni saçlarım dökülüyor ve ben daha çirkin oluyorum.
gerek yok bunlara..hem..

evimiz var bizim, herkes gibi
herkes gibi bir ecza dolabımız var
ağrı kesiciler var, yara bantları
hem kolay yaralanırım ben
hem benim yaralarım çok geç iyileşir
zaman var
çorbalar var
annem var bazen sesini hatırlamıyorum
ben böyle şeyler yazmak istemiyorum.

kırma beni saçlarım dökülüyor yine çirkin oluyorum.
gerek yok bunlara hem..sigara içmiyorum.



15 Şubat 2011 Salı

Evimizin ışıkları yanmıyor anne, yoksa sen mi söndürdün?

Keşke canımı sıkan tek şey tavana yapıştırdığım sinekler olsaydı.
Ben seni saçlarının son halinden anlıyorum
Yarısı boyanmış mavi bir duvar bizim evimiz.
Söyleyecek başka bir şey bulamıyorum..

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Bu Sensin


   
  Önsöz
  
  Bir gün tanrı sigara içmek istedi
  Ateş aramak için gitti
  Yarattığı boşluk o kadar büyüktü ki 
  Kendisi bile kayboldu
  O günden sonra Tanrıyı gören olmadı.
  
  Chapter 1

  Masanın üzerinde öylece duran tek dal sigaraydım. 
  Ben yalnızdım, öyle olmalıydım. 
  Karşımdaki bira tekila ikilisine kıyasla bir sıfır yeniktim.
  Durumu eşitlemek için tek bir kozum vardı elimde, tek.
  
  Ben yalnızdım çünkü öyle olmalıydım. 
  Sigara olmak zor işti, hele yanında tutunacak başka bir dal yoksa.
  Alkol tek içimlikti ben tek içimlik.
  Geri dönüşümüm yoktu
  Bu yüzden çevrecilerle sürekli çatışma halindeydik. 
  Şimdi bir bar masasında geri dönmemeye içilecektim.
  
  Bu masada kimse birbirini tanımıyor
  Bu masada herşey ters çevrilmiş
  Bu masa dedemden kalma ahşap ev kadar eski
  Bu masada bir beden ve bir ruhtan oluşan iki kişi var.
  Bir de ben varım, etti üç.
  
  Playlistte jazz müzikler dönüyor
  Dans etmeyi bilmeyenler garson, bilenler ise sarhoş.
  Bu yüzden kimse müziğe aldırmıyor.
  Bu boktan barın boktan masasında kül olup biteceğim
  Ben de buna aldırmıyorum. 
  

  Masaya yeni birisi daha geldi. 
  Kıvırcık saçlı uzun boylu bir adam.
  Gömleğinin yakasını bir düğme daha açtı
  Cebindeki dal sigarayı masaya bıraktı
  Burası terlemek için ideal bir yer.
  Burası yeni keşfedilmiş bir cehennem.
  Buraya gelmek için cinayet işleyenler var.

  'Adın ne? dedi. 
  Winston Soft. dedim'
  
  Chapter 2

  Sen bu sahnelerin hiç birinde yoksun aslında
  Ben de şu an buna takılmış durumdayım
  Heycanlı gözlere ihtiyacım var
  Bilirsin tek başınalık bazen sıkıcı olabiliyor.
  Ama haklısın,
  Kül olmak senden vazgeçmekti.
  Senden vaz geçmek kül olmaktı.
  Benden vaz geçmek sen olmaktı.
  Biz öylesine yazılmış bir senaryonun figüranlarıydık sadece.
  Bu yüzden bizim bizden başka kimsemiz yoktu.
  Elini verseydin.
  
  Yağmurlu bir havaydık en nihayetinde,
  İstesek uzaklara gidecek kadar güçlüydük
  
  Anlıyorum meleğim
  Bileklerimizi kesip saçlarımızı savurdu rüzgar.
  Üzgünüm meleğim
  Biz ki ellerimizi başka tenlerde uykuya bıraktık.
  
  Bir bar masasında üç kişiydik
  Yalnızdık, öyle olmalıydık. 
  Bir bedeni taşımak zor işti,
  Hele de gömlek cebinizde yalnızca bir dal sigaranız kalmışsa...
  
  Gömleğimin yakasını bir düğme daha açtım
  Cebimdeki dal sigarayı masaya bıraktım
  Burası terlemek için ideal bir yer.
  Burası yeni keşfedilmiş bir cennet
  Buraya gelirken yanında hayat getirenler var.
   
  'Naber dedim
  izmarit gibiyim dedi'
  
  Sonsöz

  Bir çakmağı çakarak herkesi öldürebilirdiniz (bir sigarayı bile)
  Daha sonra onu kendi benliğinize çekip içinize hapsedebilirdiniz. (ciğerlerinize)
  Ve daha da sonra onu kendi nefesinizle yaşatabilirdiniz. (dumanı üfle)
  














 Çok zor olmamalı, özel bir yetenek gerektirmemeli
 Tanrı da bizlere kendi ruhundan bir parça üflememiş miydi...
 O halde biz sigara yakan birer tanrı mıydık ? 
 Tanrının yaktığı birer sigara mıydık?   

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Mahallemiz

    Bugün mahallemiz hayli sıcak ve keyifsizdi. Öncelikle senin buradan geçme ihtimalin (yüzde sıfır nokta bir), sonra hızla koşan çocuğun düşüp ağlaması ve de güneşin inatla evimize girmeye çalışması burayı daha da çekilmez yapıyordu.
    Küçük bir erkek çocuğu plastik kamyonuyla bahçeden kaldırıma kum taşıyordu, o esnada aynı anda iki ayrı yerde yumurta kırılması duyuldu. Biri kumla oynayan çocuğun kamyonunun içinden geldi.
   Karşı binadan yükses sesli geçimsizlikler dökülüyordu sokağımıza. Bakkal, kamyonlu çocuk ve ben bir anda gözlerimizi oraya çevirmiştik.Onlar bizim varlığımızı inkar edip perdelerini kapattılar. Bu durum bir tek bakkal amcayı şüphede bırakıyordu.
  Bizim mahallemiz bir garipti ve bence bu yüzden buradan geçmeyecektin. Her an bir bebek doğabilirdi. Annem istese kapımızdan tekrar girebilirdi. Gökyüzü delinebilir ve gözümüzün tam önüne meteor düşebilirdi, uzun süre park eden bir araç üzerine konan kuştan uçmayı öğrenebilirdi. Olağan şeylerdi. Bunlar hayatın önemli kareleriydi ki ben bunlara şahit olmakla meşguldüm.Sen henüz sokağımızı bilmiyordun.
  Şimdi sokağımızın diğer ucundan bir bisiklet hızla geliyor, kamyonuyla oynayan çocuk kaldırıma doğru yürümekte. Aynı zamanda ikinci yumurtanın nerede kırıldığını çözmek üzereyim. Bakkal amca ve bisiklet, kamyonuyla oynayan çocuğa aynı anda bağırdılar. Biri kaçmasını diğeri kaçmamasını söylüyordu. Çocuk bana baktı, ben çocuğa baktım. O anda kapımız çaldı.
  Gelen üst komşumuzdu, kedimiz onların kata çıkmıştı ve bunu şikayet ediyordu. Üzgün olduğumu söyledim, kedimizi aldım içeri. Bi çay koydum.
  Mahallemize geri döndüm. Bakkal amca kamyonlu çocuğa yumurtayı onun kırdığını söyleyerek kızmaya çalışıyordu, bisiklet çarpmamak için fren yapmıştı. Kamyonuyla oynayan çocuğun kamyonu kumlarla birlikte devrilmiş öylece dururken çocuk koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu, hem bakkal amcadan hem bisikletten. Bir gün ben de küçük olmalıyım dedim içimden. Küçücük olmalıydım. Abim beni gömlek cebinde taşımalıydı.
  Ortalık yeterince kızışmıştı ve ben hala ikinci yumurtayı merak ediyordum. Mahallemizin güneşini bir miktar söndürdüm, akşam olma vakti gelmişti. Biz akşamı okyanuslardan getiriyoruz mahallemize, burada herşey biraz garip. Sen bu yüzden buradan hiç geçmeyecektin..
  Şimdi karşı binadaki camdan aşağı süzülen yumurta sarısını takip ediyorum, pencere mermerinden ayrılıp küçük çocuğun kamyonuyla buluşuyor, ve o esnada küçük çocuk koşarken yere düşüyordu.. Çocuğun canı yanıyordu. Çocuk ağlıyordu. Ama mahallemiz gürültüyü kabul etmeyecek kadar sakin ve sessizdi. Asfalt kırıldı, içinden bir el çıktı, Çocuğun Tazmanya canavarlı gömleğine yapıştı ve içine çekti. Karşı binadan iki kişi, bakkal amca ve ben aynı anda kırılan asfalta bakıyorduk. Bisiklet çoktan gitmişti.
  Biz mahallemizin huzurunu bu şekilde sağlıyoruz. Burada herşey biraz garip ve sen bu yüzden buradan hiç geçmeyeceksin.
   Şimdi fokurdayan çayın sesiyle kalkıyorum yerimden. Bakkal amca yumurtalarını kontrol ediyor şu anda. Karşı binadakiler savaşmayı bırakıp sevişmeye başlıyorlar. Ben seni mahallemize davet ediyorum. Çizgili gömleğin ve mavi pantolonunla. Güneş kısa bir süre önce söndü. Bunlar hayatın önemli kareleri ve ben bunlara şahit olmakla meşgulüm.







Sen henüz sokağımızı hiç bilmiyordun.
Burada herşey bir garipti ve sen bu yüzden buradan hiç geçmeyecektin.

9 Temmuz 2010 Cuma

little boy

Nerde görsem renkli ve çarpık, kentleşmiş dişler 
Aklıma geliyorsun, gülmem geliyor.
Gördüklerimin aksinde dişlerin, bi o kadar beyaz bi o kadar düzgündüler
Gülüyorum, durduramıyorum kendimi

27 Mayıs 2010 Perşembe

Tanrıyla Sohbet

Pardon...
Pardon bakar mısınız?
Dişlerimin arasında mısır koçanı var mı?
  (Dişlerinin arasına mısır koçanı giremez ki.)
Yani
Ne bileyim
Nasıl dişler?
  (Nasıl gibi dişler?)
İnci, incisi gibi
 (Neyin incisi?)
Ya benim gözlerim çok acıyo, sağdaki daha çok...
Babam gitar çalabiliyo mu ya, öyle gördüm sanki?
 (Nerde gördün babanı?)
Ne bileyim işe gidiyodu.
 (İşe giderken gitar mı çalıyodu?)
Çalmıyo muydu?
Ya bi el çırp, parmaklarını şıklat bişey yapta geçsin sağ gözüm
N'olur ya.
 (Onun daha zamanı var.)
Saat kaç?
 (Güneşli)
Nasıl güneşli?
 (Saat işte)
Ne çabuk sabah oldu ya. Şey yapayım o zaman ben...
 (Ney?)
Yeşil gömleğimi kotla giyeyim
 (Yakışmıyo. Uyumaya devam et sen.)
Etek giyeyim?
...
Şu parantezlerden çıksana artık?
 (Herkes görür.)
Görünmez misin sen?
 (Görünmem.)
Adını biz koyduk senin, bütün dünya karar verdik.
 (Annem koymuş.)
Annen biziz.
...
Bizim balkondan Bahreyn görünmüyo. Sen görebiliyo musun?
 (Ben herşeyi bilirim.)
O zaman bana bi kahve yapsan ya.

Rüya

Dönüyor başım
Güçsüzüm
Ayaklarıma söz geçiremeyecek kadar, kendi kendimi öldüremeyecek kadar
Herkes kadar...
Bu beni yürümekten alıkoyar mı? Sanmıyorum.
İçmeden sarhoş olmak neymiş anlıyorum.

Beynime bir plak takıyorum, şişmiş gözlerimin rengi yeşile dönüyor.
İğneyi yavaşça bırakıyorum şakağıma
Başım döndükçe şarkı çalıyor,
Şarkı çalıyor, başım dönüyor... Döndükçe yerden yükseliyoruz
Korkuyoruz.

İlk kez uçuyoruz !
Gökyüzüne uçuyoruz !
Tüm dünya birlikte uçuyoruz !
Beni dünyada unutup öyle uçuyoruz !

Deliler hastanesinden kaçmış gibiyiz, ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Uçmayı bilmeyen, uçan balonlar gibiyiz buradan bakınca
Hem uzaklaşıp hem de bana el sallıyoruz.
Ellerimiz kırılıyor, yere düşüyorlar
Düşen ellerimizi topluyorum
Yüzümüzden düşen bin parça, onları da topluyorum.
Ölmeyi isteyecek kadar amaçsızız şimdi...

Üzülüyoruz
Çünkü yüzümüz ve ellerimiz yok
Hepsini ben topladım, kumdan kalem yaptım onlarla.
Sağ avucumdaki siyah noktayı da kalemin muhafızı yaptım
Sonra da zindana attım beni.
Artık görüşemeyiz, insanlık.

Güneş batıyor
Işıklar kapalıyken daha bir soğuk dünya,
Ölü sessizliğinde gözkapaklarım. titriyorum
Artık görüşemeyiz, insanlık.

Bizi düşlüyorum
Şimdi dünyadan kaymış yıldızlar kadar uzaktayız, parlıyoruz
Kuş kanadından pelerinizmiz var, bu yüzden üşümüyoruz.
Hiç birşey bilmiyorum
Bileceğimi de sanmıyorum
Bilmek de istemiyorum zaten.
Sonra nedense gözlerimi açmak geliyor aklıma.











Şimdi uyandım
Yatağımdan kalktım
Zindan filan yok, kalem çoktan kırılmış.
Kahvemin tadı ilk kez viskiyi andırıyor,
Sanırım halisünasyon içiyorum.


9 Mayıs 2010 Pazar

11:44 / 9mayıs2010pazar

Şimdi elimde milyonlarca kırık cümlelerim var bebeğim.
Zaman aşımına uğramış
Yaklaşık üç yıl kadar geç kalınmış
Sonu bir türlü hayat bulmayan cümleler...

Sana hep özlemle koşsam
Pişmanlık denen uçurumdan uçurtmalar düşürüyorum.
Rüyalar acıyla ters orantılı bebeğim
Ekseninden kaymış rüyalar.

Yörüngesini kaybetmiş yıldızım
Geride bıraktıkların solunumunu tamamlayamıyor.
Alınan her nefes dünyaya bahşedilen bir damla gözyaşı...
Geceler çok sessiz bebeğim,
Geceler bin damla gözyaşı...

Erken kaymış yıldızım
Pusulamı bulamıyorum
Ellerin olmadan yürüyemiyorum...
Sesini bile unuttum
İnanabiliyor musun?
Sesini unuttum bebeğim...
Nasıl olur!
Nasıl olur...

Sana getirebilecek çiçeğim yok bebeğim
Henüz söyleyemedim kendime
Henüz haberim yok...

Hatırlasana
En sevdiğin vazonu kırmıştım
Kızmıştın.
Topuklu ayakkabılarınla evde dolaşmayı çok severdim
Kızmıştın.
Özür dilerim bebeğim
Kokunu bulamadığım için,
Özür dilerim.

Gözlerim kapalı
Anne,
Sarıldığım herşeysin...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

1- Üşümek

İki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümle yürüyordu öylece.
Gece her zamanki gibi soğuk
Ve boştu

Üşüyordu.

Bir bardan içeri attı kendini.

2- Hatırlamak

iki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümüyle oturuyordu öylece.

Masanın üzerinde neyle karıştırdığını bile unuttuğu bir vodka,
Hiç çalmayan bir telefon,
Kimliğini kaybetmiş bir cüzdan
Ve takside unutulmuş bir çanta.

Yağmur yağıyor olmalıydı şu günlerde.
Kendinden bir parça verdiği şehir
Birazdan eski çağlardan kalma şovalyeler tarafından kuşatılacak olmalıydı.
Henüz bilemiyordu.
Yaklaşık on dakikadır uzaklaşmıştı İstanbuldan bu izbe yere girerek

Hiç çalmayan telefonu eline aldı
Bir numara çevirdi.

Şimdi en sevdiği şarkı çalarken
Kapattığı gözleriyle seyrek saçlı bir adam çizdi karşısındaki duvara
Adam güldü

3 - unutmak

İki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümüyle oturuyordu öylece

Seyrek saçlı genç adam açtı telefonu
Sadece dinledi
Hiç birşey söylemedi
Sonrasında da söylemeyecekti.

''Aptal herif !
Sen olmazsan üşürüm bilmiyor musun?
Sen olmazsan çok üşürüm''

Telefonu kapattı
Şalı omuzlarından düştü
Votkasını yudumladı
Masanın üzerinde ne varsa masanın üzerinde bıraktı (unuttu)
Sarhoş kalabalığı sıyırdı ve çıktı bardan.

Bir yudum vodkayla başarısız bir ameliyat geçirdi
Bir yudum vodkayla kalbini dilimledi.
Adam öldü.

İki parça ince kıyafeti ve iki parça tebessümle yürüyordu öylece.

10 Aralık 2009 Perşembe

Gece

Güneş geceyi terk etmiştir. Gece artık yalnızdır
Geceyi elektrikli bir soba aydınlatır, o da yoksa çakmak vardır.
Elektrikli soba halı desenlerini, çakmak ise avuç içini görülebilir kılar, aralarındaki tek fark budur.

Geceleri ara sokaklar daha ürkütücüdür, tüm cinayetler buralarda işlenir.
Kesilen kafa, kimse görmeden denize atılır.
Okyanusun katili kanlı ellerini gece bitmeden yıkar.

Gece tüm pislikleri örter, temizdir.
Mahkemelerde suçlu olarak değil görgü tanığı olarak yer alır.
Yalancı şahitlik eder.

Gece ihtiraslıdır
Havva, Adem'in kanına yağmurlu bi gecede girmiştir.
İnsanlar nesillerinin devamlılığını geceye borçludur.

Gece uyumak içindir
İnsanlar kutupta altı ay boyunca uyur, diğer altı ay da kayak yaparlar

Gece yürümek tüm şehri uyandırır, geceleri topuklu ayakkabı elde taşınır
En büyük korku susamak ve çişinin gelmesidir.
Geceleri sokaklar fahişe kokar.

Gece eski sevgiliyi özlemek için vardır.
Bu yüzden aşk şiirleri gece yazılır.

Gece yağan karın rengi siyahtır.
İlk kar tanesi sevgilinin saçına düşer, bunu da yalnızca mavi kuşlar görür.
Geceleri siyah kedileri kimse fark etmez.

Gecenin tek dostu aydır.
Gece ve ay tahterevalliye binerler.
Biri med ise diğeri cezirdir.
Biz bu dengenin ne sağında ne de solunda yer alırız. 
 Güneş geceye dönene dek, ortalarda bir yerlerde uyumaya devam ederiz. 

2 Aralık 2009 Çarşamba

Kasımda Aşk Hastadır

Ben yürüyordum, o geliyordu.
Ben duruyordum, o da duruyordu.
Önce boynumda hissettiğim o ılık rüzgar, ardından başımı döndüren o keskin koku..
Peşimi bir türlü bırakmıyordu.
Geri döndüp baktığımda göremiyordum, sanki kayboluyordu.
Bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştım.
Hemen bir otobüse atlayıp oradan uzaklaşmak istedim.
İzimi kaybettirmeliydim. Beni içine çeken o kokudan kaçmalıydım..

İşte oradaydı, koku otobüs durağındaydı.
İnsan kalabalığının arasında beni bekliyordu, adeta gözlerimin içine bakıyordu.
Tanımamazlıktan gelip ilk gelen otobüse bindim.
Koku orada kalmıştı,
Artık yoktu
Onu etrafımda hissetmiyordum. Çok rahatlamıştım.
Camın dışından silüetler akıp gidiyordu
Ben kulaklıklarımı takmış müzik dinliyordum..

İnmem gereken yere gelmiştim
Kalabalığın arasından sıyrılıp kendimi beton zemine bıraktım.
Nefes almak güzeldi.
Fakat bu çok garipti. Koku bu kez gerçekten yoktu.
Merak etmiştim onu.
Nereden gelmişti? Neden gelmişti? Neyin nesiydi?..

Bu düşünceler aklımı kurcalarken eve çoktan varmıştım.
Anahtarı çevireceğim esnada kapı kendiliğinden açılıverdi.
Aldırmadım.
İnce bir gıcırtıdan sonra içeri adım attım ve lambayı yaktım.
Artık içeriyi görebilirdim.
Birden onu hissettim.
Koku evimdeydi, ama neredeydi?
Odama gittim..

Oradaydı
Tam karşımda
Yatağımın üzerine oturmuş yalnızca bana bakıyordu.
Bunun bir tür halisünayson olduğuna inanmak zorundaydım.
Aldırmadım.
Dolabımı açtım, kıyafetlerimin içindeydi.
Kapattım ve hızlıca odamdan uzaklaştım.
Fazla olmuştu artık. Ne istiyordu benden?
Salona gittim.
Kumanda elinde televizyon izliyordu.
Dudaklarımın kuruduğunu hissettim, su içmeliydim.
Mutfağa koştum.
Bir elinde sürahi, diğer elinde bana uzattığı bir bardak su..
Hiç birşey demeden aldım suyu
İçtim.
Son yudumda onu hissettim. Çok keskin bir tadı vardı.
Bardağın dibine baktığımda bana gülümsediğini gördüm.

O an anladım ki ondan kaçış yoktu.
Koku her yerdeydi
Ellerimde, kıyafetlerimde, saçlarımda...Herşeydeydi.

Yaşamaya başlamıştık
Günler geçtikçe kokuya alışıyordum.
Birlikte makarna yiyor, aynı nargileyi içiyor ve bazen sahil boyunca yürüyorduk.
yorulunca bir yerlerde oturuyorduk.
O şarkı söylüyordu güzel sesiyle,
Birlikte şiir okuyorduk.
Ona hikayeler anlatıyordum.
Şinasinin kıskançlıkları
Sophianın ihanetleri
Gürbüzün aşkı..

Sarılmaya başlamıştım.
Hiç sevmediğim o ten teması anlam kazanmıştı.
Onu amamen benliğimde hissediyordum ve bunu seviyordum.
İyi geceler demeden kapatmıyordum gözlerimi
Kokuya alışmıştım..

Derken, birden bire garip birşey oldu.
Bir gün ona "hadi" dedim. "Gel denizi izleyelim."
"Gelmem" dedi.
"Ben geleyim, şarkı söyleyelim, bana piyano çal" dedim.
"Böyle iyim" dedi.
Yatağıma oturdu ve iki gün boyunca başka birşey yapmadı.
"İyi geceler" dedim. "Sana da" dedi yalnızca.

Ertesi gün aceleyle çıktım evden
Onu orada öylece bırakmıştım, yalnızdı.
Yürümeye başladım.
Kızmıştım
Beni yanında istemeyişine alınmıştım.
Biraz serin rüzgar esti, biraz denizi izledim
Gemiler geçip gitti önümden
İnsanlar kıtayı terk etti
Fakat koku gelmiyordu.
Onu istiyordum
En keskin haliyle yanımda oturduğunu hayal ediyordum.

Akşam oldu, eve döndüm
Bıraktığım yerde öylece duruyordu.
Onu görünce çığlıklarım uçuşmaya başladı odamın duvarlarında
Gözyaşlarımı durduramıyordum
Dudaklarımı ısırıyordum
Canım yanıyordu
Hem de hiç yanmadığı kadar.
Sağ elinde sustalı, sol bileğinde kan..
Odam kan kokuyordu
Odam o kokuyordu
Yine çok keskindi, çok derin.
Onu kollarımla sardım, benimle bütünleşti, tamamen üzerime sindi.
Kan ellerimdeydi, kıyafetlerimdeydi, saçlarımdaydı..herşeyimdeydi

O gitti
Artık yok.
Son vapuru da kaçırınca, gelemeyecekti.
İstese de gelemezdi..

Şimdi her yerde onu arıyorum, yok..
Hiç bir yerde, hiç birşeyde



 










 Ellerimde kan
O benim bedenim,
O benim tenim,
O benim Kokum..
  

30 Kasım 2009




24 Ekim 2009 Cumartesi

İnan mıyorum?

nefes alıp veriyor
duyabiliyorum

konuşmuyoruz
dudaklarımıza iğne iplik geçmiş sanki ve biz meydan okumuyoruz
arada bir gözlerini kapatıyor
anlamıyorum.

görmek istediği bir rüyanın lobisinde geziniyor
tanıdık birilerine rastlamak için
ben tanıyorum onu şarap kokan nefesinden
o beni tanımıyor.
elleri yara
elleri tıpkı bir enkaz
tutamıyorum.


24 Ekim 12:12

giden adam

Bir simyacı
Elinde hayatın anlamı bir kitap
Ayaklarında eski zamanların yorgunluğu.

Sen bilmezsin
Çok gezerdi simyacı
Hiç olmadık şeyler arardı.

Rüzgarın sesini yakalar
Yağmurun renginden kaçar
Bi seni bulamazdı.

O'na bir gün dedim ki;
'Nefes alamıyorum'
Dedi ki
'Sen de git bu şehirden'

23eylül09

hazan dayı

Lacivert bir ceketi
Siyah bir pantolonu ve
Bir de türküleri vardı söylemek için.

Bunlar dışında herşey emanetti.
Evi, yatağı, işi..
Canı sıkıldığında kuş avlardı
Bazen de oturup ağlardı.

Geceleri pek uyumazdı
37 ekran televizyonunu açardı
Siyah beyaz görüntüden hayat beklerdi
Yoktu başka uğraşı.
Manzarasını bozan dantele sinirlenir, küfrederdi
Ağır ağır yerinden kalkıp bir daha o danteli görmek istemez,
Çekerdi fişi.

Bazen de
Gazeteye sarılı bir şarap şişesiyle öpüşürdü
Güneş doğana dek..
Çekip giden karısına söverdi ana avrad
Olamamıştı ona iyi bir pezevenk.
Yosmanın tek derdi paraydı ya, neyse..

Bazı sabahlar okul kapalı olurdu
O zaman anlardı bayramın geldiğini..
Temiz kıyafetler giyinmiş küçük çocuklara şeker vermek için
Şeker toplardı sokaklardan..

Tek başına yürür
Kendi kendine konuşur,
Elini öpecek bir torun isterdi.
Olmayan oğlundan..
Yağmurda dışarı çıkmaz
Nefret ederdi ıslanmaktan..

Parmaklarının ucunda biten sigaraydı tek derdi,
Onu anlayan yalnız odasındaki fenerdi.
Yorganından başka,
Sarılmak istediği tekşey bir kadın nefesiydi.
Üç beş bardak
Kırmızı bir çakmak ve
Traş sabunuyla sohbet ederdi..

Kimsesiz bir şeftali ağacının tek sahibi
Okuma yazmayı hademelik yaptığı okulda
Çocuklardan öğrenmişti.
Birisi o na 'dede' demişti de
Dolmuştu hazırda bekleyen gözleri..

Şimdi de buna ağlıyordu
Belki çok şey vardı ama
Bir tek bunu hatırlıyordu...



20 eylül 09. sabaha yakın bi zaman.bi damla uykua

i am awake

Ben bi kez özledim zaten
Ama şimdi bundan da vazgeçiyorum
Yoksa uykum gelmiyor.

Ben hep aynı şarkıyı dinleyince,
Akşamdan başka bişeyi beklemiyorum
Yani sabah olmuyor.

*anlayacağın garip gidiyor bu günlerde, ilk defa geç uyanıyorum.

okyanusta ev

Ben demiştim! evimizin önünden hiç gemi geçmeyecek diye..
Evimiz denize yakın olsun demiştim baba...

Sıkılırım ben, martıları özlerim, onlarda simit severler demiştim.

Hani öyle bir evimiz olsaydı ki rüzgar esince perdelerimiz güverteye dokunsaydı,
Odamın camından balık tutsaydım.

Benim ellerim küçük ya baba?
Olta sende kalsaydı, ben balık kovasına bakardım kedimiz kapmasın onları diye.
Bir kaçını biz yerdik, bir kaçını da akvaryuma koysak büyür müydüler baba?
Tamam kızma hepsi denizin olsun, balıklar küçük kalsın, sen sadece beni büyüt baba.
Ben oltaya gelmem korkma.

Hani seninle uzun yola çıktığımızda ben sana 'ne kadar kaldı?' diye sorardım,

Sen de kolundaki o küçük beni gösterir 'bu kadarcık yolumuz kaldı kızım' derdin.
Yine böyle mi diyeceksin bana?
Şu kadarcık mı kaldı?

Hemen büyüdüm mü baba?

Evimizin önünden arabalar geçiyor şimdi.
Korna sesleri, insan sesleri, çöplükler...
Hani o mavi gemiler, yine mi geciktiler?
Biz mi yanlış evdeyiz, evimiz mi yanlış yerde baba?

12temmuz2009